Omurga Sağlığı Ünitesi

Bölüm Hakkında

Memorial Ankara Omurga Sağlığı Ünitesi

Memorial Ankara Hastanesi Omurga Sağlığı ve Cerrahisi Ünitesi’nde çocuk ve yetişkinlerde görülen tüm omurga rahatsızlıklarının tanı ve tedavisi başarıyla gerçekleştirilmektedir. Üstün teknolojik donanımı ve deneyimli hekim kadrosu ile tüm omurga sorunlarında modern tedaviler sunan Omurga Sağlığı ve Cerrahisi Ünitesi’nde skolyoz, kifoz, bel fıtığı, omurga enfeksiyonları ve tümörleri, omurga kırıkları, bel ve boyun ağrıları tedavi edilmektedir.

Memorial Ankara Hastanesi Omurga Sağlığı ve Cerrahisi Ünitesinde tedaviler multidisipliner yaklaşımla yürütülmektedir. Hastaların tanı ve tedavileri ortopedi, nöroşirurji ve fizik tedavi uzmanlarınca oluşturulan konsey tarafından gerçekleştirilir.

Omurga Merkezinin öne çıkan özellikleri

  • Omurga ve omurilik hastalıkları ve cerrahisi üzerinde tam ve eksiksiz uzmanlık sunması. Konumuzda yapamayacağımızı düşündüğümüz pek bir şey yok.
  • Yalnızca cerrahi değil cerrahi dışındaki tedavilerinde ön planda olması, bu bağlamda, multidisipliner olması.
  • Tüm tanı ve tedavilerin odağının hasta ve hasta hakları olması. Hastalarımıza etik dışı uygulamalar yapmayacağımızı garanti ediyoruz.

Merkezimizde yapılan operasyonlar

  1. Revizyon cerrahisi
    1. Mekanik sorunlar nedeniyle revizyon gereken hastalar
    2. Komplikasyonlar nedeniyle revizyon gerektiren hastalar
    3. Enfeksiyon nedeniyle revizyon gerektiren hastalar
    4. Zaman içinde gelişen büyüme yada yaşlanma sorunları nedeniyle revizyon gereken hastalar
  2. Kompleks deformite cerrahisi
    1. Erken çocukluk başlangıçlı yüksek açılı skolyoz yada kifozlar
    2. Beraberinde omurilik yapışıklığı yada diğer doğumsal anomalileri olan skolyoz yada kifozlar
    3. Travma, geçirilmiş cerrahi vb. nedenlerle ortaya çıkmış ileri ve kompleks deformiteler
    4. Kas hastalıkları ve diğer nörolojik nedenlere bağlı deformiteler
  3. Omurilik tümörleri ve lezyonları cerrahisi
    1. Omurilik tümörleri
    2. Omurilik yapışıklığı, Arnold Chiari sendromu
    3. Omurilik kistleri
  4. Omurga tümörleri cerrahisi
    1. Omurga kemiklerinin kendi tümörleri, osteosarkom, Ewing sarkomu, plazmositom vb.
    2. Omurganın metastatik tümörleri, meme, prostat, tiroid vb.
    3. Sakrum tümörleri (kordoma vb.)
  5. Minimal invaziv omurga cerrahisi
    1. Omurga kırıklarında perkutan enstrumantasyon
    2. Kanal darlıklarında minimal invaziv dekompresyon ve enstrumantasyon
    3. Minimal invaziv bel ve boyun disk fıtığı cerrahisi
    4. Vertebroplasti/kifoplasti
  6. Omurga cerrahisinin standart uygulamaları
    1. Bel ve boyun darlık ve fıtıkları
    2. Omurga travması, kırıkları
    3. Omurganın tüm deformiteleri
    4. Tüberküloz ve diğer omurga iltihapları
    5. Diğer tüm omurga operasyonları

SKOLYOZ (ADÖLESAN İDİYOPATİK SKOLYOZ)

Skolyoz nedir?

Skolyoz kabaca, omurganın sağa veya sola doğru eğilmesi şeklinde tanımlanabilecek bir omurga şekil bozukluğudur. Normal bir insan omurgasına yandan bakıldığında boyun ve bel bölgesinde bir miktar çukurluk (lordoz) ve sırt bölgesinde hafif bir kamburluk (kifoz) kabul edilebilecek derecelerde bulunmaktadır. Fakat önden veya arkadan bakıldığında normal bir omurgada eğrilik bulunmaz. Eğer var ise bu araştırılması gereken bir durumdur. Genellikle çocukluk döneminde tanısı koyulabilen skolyozda bazen çok düşük dereceli eğrilikler çocuklukta farkedilmeyip erişkin dönemde de tanı alabilmektedirler.

Skolyozun sebepleri nelerdir?

Skolyoz tanısı almış olan hastaların büyük kısmında sebep bulunamamaktadır ki bu durumda hastalığa “İdiyopatik skolyoz” yani “Sebebi belli olmayan skolyoz” denmektedir. İdiyopatik skolyozdagenetik yatkınlığınsöz konusu olabileceği ile ilgili bilimsel yayınlar bulunmakla beraber skolyozdan kesin surette sorumlu bir gen henüz bildirilmemiştir. İdiyopatik skolyoz dışında kalan diğer skolyoz türlerinde ise özellikledoğuştan gelebilen bazı sinir sistemi ve kas hastalıklarının skolyoza yol açabildiği bilinmektedir. Bu şekilde bir hastalıkla dünyaya gelen veya doğduktan sonra tanı alan çocukların da skolyoz açısından araştırılmasında fayda vardır.

Aileler hangi durumlarda skolyozdan şüphelenmelidir?

1) Çocuğun belinde veya sırtında asimetri varsa

2) Bir omuzu diğerinden daha yüksekse

3) Arkadan bakıldığında bir kürek kemiği diğerinden daha çıkık veya belirginse

4) Bir bacak diğerinden daha uzunmuş gibi görünüyorsa

5) Gövde veya göğüs kafesi bir tarafa kaymış görünüyorsa

6) Çocuk öne doğru eğildiğinde gövdenin bir tarafındaki kaburgalar diğer tarafa göre daha yüksek kalıyorsa

7) Çocuğun elbiseleri, üzerinde sürekli asimetrik bir şekilde duruyorsa çocukta bir omurga şekil bozukluğu olabileceğinden şüphelenilmelidir.

Çocuklarında skolyoz olabileceğinden şüphe duyan aileler nasıl bir yol izlemelidir?

Skolyozdan şüphelenilmesi durumunda mutlaka skolyoz cerrahisi ile uğraşan bir ortopedi uzmanına başvurulmalıdır. Uzman doktor tarafından yapılan muayene ve röntgen incelemeleri ve gerekirse MR görüntülemesi sonrasında omurgadaki eğriliğin derecesi ve beraberinde eşlik eden başka omurga ve omurilik problemlerinin olup olmadığı saptanarak, hasta uygun bir tedavi planına dahil edilir.

Skolyoz bulunan hastalarda omurgadaki eğrilik ilerleyebilir mi?

Skolyozun ilerleyip ilerlemeyeceğini tahmin etmek her zaman kolay olmayabilir,  fakat ilerleme riskini arttıran bazı faktörler mevcuttur. Özellikle mevcut omurga eğriliğinin en hızlı ilerleyebileceği dönem yaşamın ilk beş yılı ve ergenlik dönemindeki “hızlı boy uzaması” dönemidir. Bu dönemde saptanan eğriliklerde tanı koyulduğu andaki eğrilik yüksek dereceli ise düşük dereceli bir eğriliğe nazaran bu eğriliğin ilerleme riski daha fazladır.

Skolyoz tanısı almış bir çocukta tedavi seçenekleri ne olabilir?

Özellikle idiyopatik skolyozda tedavi planını belirlerken göz önünde bulundurduğumuz kriterlerden birincisi çocuğun yaşı; ikincisi de eğriliğin derecesidir. Çocuğun yaşı tanı koyulduğu anda ne kadar küçük ise omurgadaki eğriliğin de büyüyüp ilerlemesi o oranda fazla olacaktır. İskelet gelişimini tamamlamış erişkin bireylerde eğriliğin ilerlemesi bu derecede belirgin ve hızlı olmamaktadır. O sebepten ötürü küçük yaşlarda ve özellikle ergenliğin hızlı boy atma döneminde skolyoz tanısı almış olan çocuklarda skolyoz çok yakından takip edilmelidir ki bu takip sürecinde eğriliğin ilerleme miktarına göre tedavi şeklinde değişikliğe gidilebilmektedir.

Temel tedavi uygulamaları 3 başlık altında incelenebilir:

1)Gözlem ve takip:Çok hafif dereceli eğriliklerde genellikle özel bir tedavi uygulamaksızın çocuğun da yaşını göz önünde bulundurarak eğrilikte herhangi bir ilerleme oluşup oluşmayacağını 4 veya 6 aylık periyodlarla yakından takip etmekteyiz.

2)Korse:Orta dereceli skolyozlarda ise gene çocuğun yaşını göz önünde bulundurmak suretiyle korse tedavisi uygulamaktayız. Korse tedavisindeki esas amaç eğriliği korse ile düzeltmekten ziyade ilerlemesini önleyerek ileri dereceli bir skolyoz ortaya çıkmasının önüne geçmek ve hastayı ameliyattan kurtarmaktır.

3)Cerrahi:İleri dereceli skolyozlarda ise cerrahi tedavi ile eğriliğin düzeltilmesi gerekmektedir. (Bkz. Skolyoz Cerrahisi)

Tedavi edilmeyen skolyoz hastalarında karşılaşılabilecek problemler nelerdir?

Skolyozun tedavisine, sadece omurgadaki bir eğriliğin düzeltilmesi şeklinde bakmak eksik bir bakış açısıdır; çünkü omurgadaki şekil bozukluğu, eğriliğin derecesi miktarınca kaburgalar ve göğüs kafesinin şeklini de etkilemekte olup göğüs kafesi hacmini daraltabilmektedir.  Özellikle büyüme çağındaki çocuklarda göğüs kafesi hacminin ileri derecede daralması akciğerlerin gelişimini olumsuz yönde etkileyip solunum yetersizliğine neden olabilmekte ve nadiren de olsa yaşamsal fonksiyonları tehdit eder hale gelebilmektedir. Yani skolyoz tedavisinde, omurgadaki şekil bozukluğunu düzeltmenin yanı sıra, gelişebilecek göğüs kafesi deformitelerinin önüne geçerek akciğer fonksiyonlarını da koruma altına almak tedavi hedeflerinin başında gelir. Bu sebeple tedavi gerektiren durumlarda skolyoz tedavisinin uygulanmaması veya ertelenmesi hayati açıdan risk arz edebilecek sonuçlar doğurabilir.

SKOLYOZ CERRAHİSİ

Kimlere/hangi durumlarda uygulanıyor?

İlerlemiş ve belli bir dereceyi geçmiş skolyozlar cerrahi olarak tedavi edilebilir.

Belli bir derecenin (belde 40, sırtta 50) üzerindeki skolyozların iki önemli özellikleri var:

  1. Genellikle bu derecelerden sonra başkaları tarafından da farkedilebilen kozmetik bir sorun olmaya başlıyorlar.
  2. Hastanın boy büyümesi dursa bile ilerleyebiliyorlar.

Gelin bu iki faktörü inceleyelim. Öncelikle, skolyozun oluşturduğu görüntü bozukluğunun hastanın kendisi ve ailesi tarafından algılanması ve önemsenmesinin, dışarıdaki herhangi insanlar tarafından tanınmasından farklı olduğunu belirteyim. Çok sık karşılaşılan bir durum: hastamızın 20-30 derecelerde skolyozu var, ya ailesi bir acayiplik olduğunu düşündüğü için, ya da başka bir nedenle çekilen (mesela bir akciğer) röntgeninde göründüğü için skolyoz aniden fark (ve teşhis) ediliyor. 

Bu durumdaki hastalar o andan itibaren kendilerini sakat olarak görmeye başlıyorlar. Hastanın görüntüsü geçen haftadan farklı mı? Kesinlikle hayır. Geçen hafta görüntümüzden bir şikayetimiz var mıydı? Yine hayır. Bu örneği skolyoza bağlı "ben çirkinim" algısının aslında ne kadar değişken olabildiğini vurgulamak için hep veririm.

Peki, 40-50 dereceyi geçerse ne olur? 

Tek fark, artık şans eseri değil de gerçekten görülerek fark edilmesi. Evet, bu derecelerdeki skolyozlar dışarıdan fark edilir.

Bu önemli mi? Kişiye göre değişir. Her insanın kendi beden algısı faklıdır. Bu nedenle de, ne skolyozundan rahatsız olarak düzeltilmesini isteyen bir kişiyi yalnızca kozmetik bir cerrahi istiyor diye küçümseriz (ki gerçekten büyük ölçüde kozmetik cerrahidir, ta ki 80li derecelerde olmasın); ne de bu durumdan rahatsız olmayan bir kişiye (eğer büyümesini tamamlamış ise) mutlaka ameliyat olmasını öneririz. Kısaca, eğer vücudunuzun şekli ile barışıksanız mutlaka ameliyat olmanız gerekmez.

Erişkinlikte de ilerlerse ne yaparız (ki ilerleyebilir demiştiniz)?

Bunu ilerlerse ve sorun olmaya başlarsa düşünürüz. Daha önce skolyozların 80li derecelere ulaşmadan gerçek tıbbi sorunlar yaratmadıklarından bahsetmiştim. Artık günümüzde zaten bu kadar ileri ve tedavi edilmemiş skolyoz vakaları çok nadir.

Buna karşılık, 40-50 derecelere gelmiş skolyozlar orta yaşlara yaklaşılıp vücut biraz ağırlaşınca ağrı kaynağı olabiliyorlar. Hastaları bu yönden uyarıyoruz. Ancak o zaman da hastalarıma söylediğim, "İleride muhtemelen ağrınız olacaktır. O zaman (eğer olursa) tedavi olmayı seçebilirsiniz, ama buna karşın aynı zamanda görüntünüzden de şikayetçiyseniz, şimdi (yada daha erken) tedavi olmayı da seçebilirsiniz" seçenekleridir.

Özet olarak;

Büyümesini tamamlamış kişilerde 40-50 dereceyi geçen skolyozlar görüntü ya da ileri yaşlarda ağrı nedeniyle genellikle cerrahiye gider. 

Ancak, bunun zamanlaması tümüyle hastanın kararıdır, görüntünüzle barışıksanız mutlaka acele ameliyat olmaya gerek yok.

Nasıl uygulanıyor?

Skolyoz cerrahisinde iki ana uygulama mevcut:

  1. Hastanın skolyozunun düzeltilerek omurgasının elde edilen düzelmenin korunacağı şekilde dondurulması (genellikle beraberinde metal implant kullanımı ile birlikte)
  2. Küçük çocuklarda skolyozun kısmen düzeltilmesine izin veren ancak çocuğun büyümesi ile birlikte küçük (açık ya da kapalı) girişimler ile uzatılabilen implant kullanımı

Esas olarak, günümüzde implant dediğimizde omurlara uygulanan vidaları ve daha sonra bunları birleştiren çubukları (rod) anlıyoruz. Böylece, vidalar kemiği tutuyor, düzelmiş pozisyonda yerleştirilmiş çubuklara bağlandıklarında da omurganın çubuğun şeklini alması sağlanıyor.

Büyümesini tamamlamış (kızlarda ilk adetten sonra 2 yıl, erkeklerde ergenlik ses kalınlaşmasından sonra iki yıl) kişilerdeher zamanyukarıda 1. Seçenekte bahsedilen uygulamayı yapıyoruz. Sekiz yaş altı çocuklarda ise mevcut boyları ile böyle bir cerrahi uygulanır ise gövdelerinin (boyları değil, gövdeleri) uzaması olumsuz etkileneceği için 2. Seçenekteki uygulama yapılıyor. Sekiz yaş ile ergenlik arası (bizim için 11 yaş civarı) ise gri bir bölgedir, çocuğun genel gelişim düzeyi ve cüssesi karar vermede etkili faktörler olarak ortaya çıkıyor.

Avantajları neler?

Skolyoz ameliyatları ciddi ve büyük ameliyatlardır, hafife almak ve gerekli gereksiz her hastaya önermek ve uygulamak kesinlikle etik bir davranış değildir. Daha önceki yazılarda skolyoz ameliyatlarının kozmetik nedenle yapılabileceğini söylemiştim, ancak bu durum yalnız ileri deformitelerde ve vücudun görüntü ve formunun ciddi olarak bozulduğu durumlarda söz konusu olur.

Skolyoz ameliyatını vücudumuzdan beğenmediğimiz bir nevüsü (ben) aldırmak gibi düşünmek ciddiyetsizlik olur.

Buna karşın, skolyoz ameliyatları skolyozlu hastalara verilen bir ceza da değildir. 

Belli durumlarda hastaya ameliyat önerilmesi o hastanın ameliyat olarak daha iyi olacağı düşünüldüğü içindir. Tekrar altını çizerek yazayım:Ameliyat bir ceza değil tedavi türüdür. Diğer tedavilerin başarısız olduğu durumlarda ve doğru endikasyonlarla hem hastaları sakatlık psikolojisinden kurtarır hem de çok ileri eğriliklerde hayat kurtarıcı olabilir.

Hastalarımıza gerekmediği halde cerrahi önermek ne kadar etik değilse, gerektiği zaman cerrahi tedaviyi, risklerini abartmak yoluyla kötülemek ve hastayı cerrahi tedaviden uzaklaştırmaya çalışmak da o kadar etik değildir. Her ikisi davranışla da nadir de olsa karşılaşıyoruz, ancak dediğim gibi, neyse bu haller istisna kalmaya devam ediyor.

İyileşme süreci hakkında bilgi?

Çocuk ve genç erişkinlerde skolyoz cerrahisinden sonra (bazı sınırlı istisnalar dışında) standart uygulamamız şu şekildedir:

  • Hasta ameliyatın ertesi günü (1. Gün) ayağa kaldırılarak kontrollü olarak mobilize edilir.
  • 2. Gün serumları ve diğer bağlantıları büyük ölçüde azaltılarak bağımsız mobilizasyonu özendirilir.
  • Kendine yeterli (kendi kendine tuvalete gitme, yataktan çıkabilme vb.) hale gelince (3. Yada 4. Gün) hastaneden eve çıkarılır.
  • 3. Haftadan sonra kontrollü olarak ev dışına çıkabilir.
  • 4. Haftadan sonra kontrollü olarak okula gidebilir.
  • 4. Haftadan itibaren hafif vücut egzersizleri (pilates bandı, hafif ağırlık) yapılabilir. Sınırsız yürüyebilir, serinlemek amaçlı havuz yada denize girebilir.
  • 2. Ayın sonundan itibaren toplu taşım (okul servisi dahil) kullanabilir.
  • 3. Ayın sonundan itibaren normal günlük hayatını kısıtsız sürdürebilir (ev ve okul aktiviteleri, spor hariç), hafif ferdi koşu ve spor amaçlı yüzme yapabilir.
  • 6. Ayın sonundan itibaren koşu ve diğer ferdi sporlar (yarışma amaçlı olmayan raket sporları vb.) yapılabilir ve yine yarışma amaçlı olmadan sınırsız bisiklete binilebilir.
  • 1. Yıldan sonra (son rutin kontrol) döğüş sporları ve özellikle tehlikeli etkinlikler (paraşüt, bungee jumping vb.) dışında serbest bırakılır.

BEL FITIĞI

Kimlere /hangi durumlarda uygulanır?

Bel fıtıklarında hasta ve hekimin karşı karşıya kalabileceği üç ana sorun mevcuttur.

  1. Şiddetli bacağa yayılan ağrı
  2. Çeşitli ciddiyet derecelerinde his ve/veya kuvvet kaybı
  3. İdrar ve gaita kontrolünün kaybı

Sorunlar bu şekilde sıralandığında, hangi hastalara cerrahi uygulanmalıdır sorusunun cevabı da kendiliğinden ortaya çıkabilir:

Ağrı:Tek başına mutlak bir cerrahi nedeni olarak genel kabul görmemektedir. Bu konuda yapılmış ayrıntılı çalışmalar, hastaların 2. Aydan sonra ameliyat olsalar da olmasalar da aynı ağrı seviyesine ulaştığını bildirmekte. Buna karşın hastanın çok şiddetli akut ağrısının giderilmesinde cerrahinin daha etkin olduğu da biliniyor. Bu durumda ağrının bir cerrahi endikasyonu olması daha çok hastanın ağrısını ne kadar tolere edebildiği ile ilgili. Yine de en sık cerrahi nedeninin ağrı olduğunu belirtelim.

His yada kuvvet kaybı:Eğer ilerliyor ise mutlak, ilerlemiyor hatta geriliyor ise muğlak bir cerrahi nedeni olduğu düşünülmekte. Her ne kadar hekimler olarak sinirler üzerindeki baskının azaltılmasının iyileşme sürecini olumlu etkilediğini düşünsek de, bu konuda %100 kesinlikte klinik delil yok. Yine de, sık bir ameliyat nedeni olduğu muhakkak.

İdrar / gayta kontrolunun kaybedilmesi:MUTLAK ve ACİL bir cerrahi nedeni. Bu durumdaki hastalarda kontrol kaybının süre olarak uzamasına izin verilmesinin daha sonra geri dönüşü olumsuz olarak etkilediği yönünde kanıtlar mevcut.

Nasıl uygulanıyor?

Bel fıtığı cerrahisinin genel kabul gören altın standardı mikroskobik diskektomi. Cerrahinin mikroskop büyütmesi altında yapılması hem güvenirliğini (diğer dokulara zarar verme ihtimalinin azalması) hem de hastanın yara ve ekarte edilen doku büyüklüğünün azaltılması ile iyileşme sürecinin hızlandırılmasını olanaklı kılıyor. Mikroskop eşliğinde diskektomi küçük bir kesi ile açık yada tüpler ile ekartasyon yapılarak uygulanabiliyor.

Mikroskopsuz cerrahi ancak bu olanağın olmadığı durumlarda önerilen bir yöntem, daha çok doku hasarı ve muhtemelen daha fazla ek yaralanma olasılığı getiriyor. Tam tersi uygulama olan tam endoskopik (kapalı) diskektomi şu anda hala tanımlanma ve öğrenilme aşamasında, doğal olarak çok daha az doku hasarı oluşturuyor ancak hem etkinliği (tüm hastalarda işe yarıyor mu?) hem de güvenirliği (hasar yada komplikasyon oluşması olasılığı yeterince düşük mü?) henüz test edilme aşamasında. Fıtığın tekrarlamasının (nüks) bu teknik ile biraz daha fazla olduğu biliniyor.

Bu konuda yaygın olarak sorulan lazer uygulaması ise aslında tek başına bir yöntem değil, cerrahi sırasında yapılacak doku kesilerinin keskin el cihazları yerine lazer bıçakları ile yapılmasını içeriyor. Belirgin bir avantaj yada dezavantajı olmadığı düşünülüyor, kesinlikle bir devrim değil.

Avantajları neler?

Bel fıtığı cerrahisinin iki büyük avantajı mevcut:

  1. Hastaların ağrısını daha hızlı ve kestirilebilir oranda azaltıyor / ortadan kaldırıyor (kesin).
  2. Sinir basısı nedeniyle kaybı olan hastalarda sinir iyileşmesini olumlu olarak etkileyebileceği düşünülüyor (kesin değil).

Burada tartışmayı bir yarar / zarar hesabı üzerinden sürdürür isek; bel fıtığı cerrahisinin güvenilir ellerde yarar oranının nispeten yüksek, yine güvenilir ellerde olası zarar oranının da oldukça düşük olduğunu söyleyebiliriz sanırım.

İyileşme süreci hakkında bilgi?

Bizim uygulamamızda:

  • Hasta cerrahi sonrası 4 ila 6. Saatte mobilize edilir, tuvalet ihtiyacını kendisinin tuvalete giderek gidermesi teşvik edilir.
  • Ameliyatın 1. Gününde eve çıkılır.
  • Hastanın mesleği ve işinin ağırlığına göre, 3. Gün (hafif masa başı işi, kısa süreler) ila 6. Hafta arasında (ağır beden işi) iş yaşamına dönmesi beklenir.
  • 6. Haftadan itibaren giderek arttırılarak spor yapılabilir.
  • 6. Haftadan itibaren araba kullanılabilir, ulaşım toplu taşım ile yapılabilir.

KİFOZ (KAMBURLUK) VE CERRAHİSİ

Kimlere/hangi durumlarda uygulanıyor?

Kifoz, bir hastalık durumuna geldiğinde, skolyozdan çok daha ciddi bir sorun oluşturduğu için çok ciddiye aldığımız bir sorundur.

Bildiğiniz gibi, aslında hepimizin sırtımızda bir miktar kifoz mevcut. Ancak bu kifoz artınca bu duruma hastalık adını veriyoruz. Peki ama, neden önemli? İki ana nedeni var:

  1. Erken çocuklukta başlayan kifozlar, aynı yaşta başlayan skolyozlarla kıyaslanmayacak kadar ciddi akciğer ve kalp sorunlarına neden olabiliyorlar. Küçük çocukların kifozları hayatı tehtid edebilecek boyuta kolayca ulaşabiliyorlar.
  2. Geç yaşta ortaya çıkan kifozlar (yaşlılık kifozları) başlangıçlarından itibaren ağrılı olabiliyor ve hem ağrı hem de akciğerlerin kapasitesini azaltmaları nedeniyle hayat kalitesini ciddi olarak bozabiliyor.

Buradan anlaşılabileceği gibi, kifoz yalnızca küçük çocuklarda değil, yaşlılarda da tehlikeli bir hastalık. Skolyozla kıyaslarsak, skolyoz çok daha fazla bilinen ve takip edilen bir konu olmasına rağmen, aslında, eğer beraberinde bir kifoz mevcut değilse gerçek bir sağlık sorununa neden olmazken, kifoz başlı başına hayati tehlike oluşturabiliyor.

Bunları bilmenin ne önemi var? 

  1. Erken çocuklukta başlayan kifozlar mutlaka ama mutlaka konunun uzmanı bir hekim tarafından izlenmeli. Daha önce skolyoz konusunda da söylemiştim, 18 yaşında ameliyat olur, o zamana kadar beklesin fikri kesin olarak safsatadır, itibar etmeyiniz.
  2. Yaşlılarda ortaya çıkan ağrılı kifozlar da mutlaka konunun uzmanı bir hekime danışılmalı. Bu durum, yaşlılarımızın hayatını zorlaştıran hatta bazen kısaltan nedenlerin başında gelebilir.

Bu ciddi sorunlar dışında, belli bir derecenin (belde 40, sırtta 60) üzerindeki kifozların iki önemli özellikleri var:

  • Genellikle bu derecelerden sonra başkaları tarafından da farkedilebilen kozmetik bir sorun olmaya başlıyorlar.
  • Hastanın boy büyümesi dursa bile ilerleyebiliyorlar.

Gelin bu iki faktörü inceleyelim. Öncelikle, kifozun oluşturduğu görüntü bozukluğunun hastanın kendisi ve ailesi tarafından algılanması ve önemsenmesinin, dışarıdaki herhangi insanlar tarafından tanınmasından farklı olduğunu belirteyim.

Bu dereceleri geçince en önemli fark, artık şans eseri değil de gerçekten görülerek farkedilmesi. Evet, bu derecelerdeki kifozlar dışarıdan farkedilir.

Bu önemli mi? Kişiye göre değişir. Her insanın kendi beden algısı faklıdır. Bu nedenle de, ne skolyozundan rahatsız olarak düzeltilmesini isteyen bir kişiyi yalnızca kozmetik bir cerrahi istiyor diye küçümseriz (ki gerçekten büyük ölçüde kozmetik cerrahidir, ta ki 80li derecelerde olmasın); ne de bu durumdan rahatsız olmayan bir kişiye (eğer büyümesini tamamlamış ise) mutlaka ameliyat olmasını öneririz. Kısaca, eğer vücudunuzun şekli ile barışıksanız mutlaka ameliyat olmanız gerekmez.

Erişkinlikte de ilerlerse ne yaparız (ki ilerleyebilir demiştiniz)?

Bunu ilerlerse ve sorun olmaya başlarsa düşünürüz. Daha önce kifozların 80li derecelere ulaşmadan gerçek tıbbi sorunlar yaratmadıklarından bahsetmiştim. Artık günümüzde zaten bu kadar ileri ve tedavi edilmemiş kifoz vakaları çok nadir.

Buna karşılık, 40-60 derecelere gelmiş kifozlar orta yaşlara yaklaşılıp vücut biraz ağırlaşınca ağrı kaynağı olabiliyorlar. Hastaları bu yönden uyarıyoruz. Ancak o zaman da hastalarıma söylediğim, "İleride muhtemelen ağrınız olacaktır. O zaman (eğer olursa) tedavi olmayı seçebilirsiniz, ama buna karşın aynı zamanda görüntünüzden de şikayetçiyseniz, şimdi (yada daha erken) tedavi olmayı da seçebilirsiniz" seçenekleridir.

Nasıl uygulanıyor?

Kifoz cerrahisinde üç ana uygulama mevcut:

  • Hastanın kifozunun düzeltilerek omurgasının elde edilen düzelmenin korunacağı şekilde dondurulması (genellikle beraberinde metal implant kullanımı ile birlikte)
  • Küçük çocuklardakifozun kısmen düzeltilmesine izin veren ancak çocuğun büyümesi ile birlikte küçük (açık yada kapalı) girişimler ile uzatılabilen implant kullanımı. Bu uygulama kifoz cerrahisinde çok daha nadir başvurulan bir yöntem
  • Özellikle çok ciddi ve tehlikeli kifozlarda (doğuştan, konjenital), deformitenin ilerlemesinin tam olarak engellenmesi için hastanın omurgasının hem önden hem de arkadan yaklaşımla düzeltme/dondurulması

Esas olarak, günümüzde implant dediğimizde omurlara uygulanan vidaları ve daha sonra bunları birleştiren çubukları (rod) anlıyoruz. Böylece, vidalar kemiği tutuyor, düzelmiş pozisyonda yerleştirilmiş çubuklara bağlandıklarında da omurganın çubuğun şeklini alması sağlanıyor.

Büyümesini tamamlamış (kızlarda ilk adetten sonra 2 yıl, erkeklerde ergenlik ses kalınlaşmasından sonra iki yıl) kişilerdeher zamanyukarıda 1. Seçenekte bahsedilen uygulamayı yapıyoruz. Sekiz yaş altı çocuklarda ise mevcut boyları ile böyle bir cerrahi uygulanır ise gövdelerinin (boyları değil, gövdeleri) uzaması olumsuz etkileneceği için 2. Seçenekteki uygulama yapılıyor. Sekiz yaş ile ergenlik arası (bizim için 11 yaş civarı) ise gri bir bölgedir, çocuğun genel gelişim düzeyi ve cüssesi karar vermede etkili faktörler olarak ortaya çıkıyor. İlerleme potansiyeli çok yüksek olan bazı konjenital kifoz tiplerinde ise yaştan bağımsız olarak 3. Seçenekteki uygulama yapılmakta.

Avantajları neler?

Kifoz ameliyatları ciddi ve büyük ameliyatlardır, hafife almak ve gerekli gereksiz her hastaya önermek ve uygulamak kesinlikle etik bir davranış değildir. Daha önceki yazılarda kifoz ameliyatlarının kozmetik nedenle yapılabileceğini söylemiştim, ancak bu durum yalnız ileri deformitelerde ve vücudun görüntü ve formunun ciddi olarak bozulduğu durumlarda söz konusu olur.

Kifoz ameliyatını vücudumuzdan beğenmediğimiz bir nevüsü (ben) aldırmak gibi düşünmek ciddiyetsizlik olur.

Buna karşın, kifoz ameliyatları kifozlu hastalara verilen bir ceza da değildir. 

Belli durumlarda hastaya ameliyat önerilmesi o hastanın ameliyat olarak daha iyi olacağı düşünüldüğü içindir. Tekrar altını çizerek yazayım:Ameliyat bir ceza değil tedavi türüdür. Diğer tedavilerin başarısız olduğu durumlarda ve doğru endikasyonlarla hem hastaları sakatlık psikolojisinden kurtarır hem de çok ileri eğriliklerde hayat kurtarıcı olabilir.

Hastalarımıza gerekmediği halde cerrahi önermek ne kadar etik değilse, gerektiği zaman cerrahi tedaviyi, risklerini abartmak yoluyla kötülemek ve hastayı cerrahi tedaviden uzaklaştırmaya çalışmak da o kadar etik değildir. Her ikisi davranışla da nadir de olsa karşılaşıyoruz, ancak dediğim gibi, neyse bu haller istisna kalmaya devam ediyor.

İyileşme süreci hakkında bilgi?

Çocuk ve genç erişkinlerde kifoz cerrahisinden sonra (bazı sınırlı istisnalar dışında) standart uygulamamız şu şekildedir:

  • Hasta ameliyatın ertesi günü (1. Gün) ayağa kaldırılarak kontrollü olarak mobilize edilir.
  • 2. Gün serumları ve diğer bağlantıları büyük ölçüde azaltılarak bağımsız mobilizasyonu özendirilir.
  • Kendine yeterli (kendi kendine tuvalete gitme, yataktan çıkabilme vb.) hale gelince (3. Yada 4. Gün) hastaneden eve çıkarılır.
  • 3. Haftadan sonra kontrollü olarak ev dışına çıkabilir.
  • 4. Haftadan sonra kontrollü olarak okula gidebilir.
  • 4. Haftadan itibaren hafif vücut egzersizleri (pilates bandı, hafif ağırlık) yapılabilir. Sınırsız yürüyebilir, serinlemek amaçlı havuz yada denize girebilir.
  • 2. Ayın sonundan itibaren toplu taşım (okul servisi dahil) kullanabilir.
  • 3. Ayın sonundan itibaren normal günlük hayatını kısıtsız sürdürebilir (ev ve okul aktiviteleri, spor hariç), hafif ferdi koşu ve spor amaçlı yüzme yapabilir.
  • 6. Ayın sonundan itibaren koşu ve diğer ferdi sporlar (yarışma amaçlı olmayan raket sporları vb.) yapılabilir ve yine yarışma amaçlı olmadan sınırsız bisiklete binilebilir.
  • 1. Yıldan sonra (son rutin kontrol) döğüş sporları ve özellikle tehlikeli etkinlikler (paraşüt, bungee jumping vb.) dışında serbest bırakılır.

OMURGA ENFEKSİYONLARI VE TÜMÖRLERİ

Kimlere cerrahi yapılmalı?

Bu konuda da, üç ana cerrahi nedeni mevcut:

  • Enfeksiyon ya da tümörün vücuttan uzaklaştırılması
  • Enfeksiyon yada tümör nedeniyle ortaya çıkan tama yada kısmi felcin tedavi edilmesi
  • Bu cerrahi sonrası yada tümör yada enfeksiyonun kendisi nedeniyle ortaya çıkan instabilitenin (açıklama için lütfen kırıklar kısmına bakın) ortadan kaldırılması

Nasıl yapılıyor?

Sırayla görelim isterseniz:

Bazı tümörler (iyi huylu yada metastaz) yada enfeksiyonlar (mikrobik enfeksiyonların çoğu) için amaç, hastalığın veya hastalıklı dokuların mümkün olduğunca çıkarılmasıdır. Buna tümörler için kısmi rezeksiyon, enfeksiyonlar için ise debridman adını veriyoruz. Her ne kadar geride bir miktar (kırıntı da olsa) hastalık bırakılıyorsa da, ya bu hastalığın zaten fazla ilerlemeyeceği (iyi huylu tümör) yada ek tedaviler ile kontrol altına alınabileceği (enfeksiyonlar için antibiyotik, metastazlar için kemoterapi yada radyoterapi) düşünülerek çok çok büyük bir cerrahi yapmaktan kaçınılıyor.

Omurganın sarkomları gibi (osteosarkom, Ewing, Kordoma vb.) bazı tümörler ve enfeksiyonlarda ise (mantar, parazit) geride bırakılan bir kırıntının dahi hastalığın geri gelmesine ve dolayısıyla hastanın hayatını kaybetmesine neden olacağından, geride en ufak bir parça dahi bırakmayacak şekilde lezyon uzağından dolaşılarak çıkarılıyor, buna da “geniş eksizyon” adı veriliyor. Doğal olarak her iki yöntemde de, omurganın bütünlüğü bozuluyor ve stabilizasyon gerekiyor.

Enfeksiyon yada tümör nedeniyle ortaya çıkan felçler her ne kadar ana fikir olarak kırklar sonrası gelişenlere benzese de, en önemli farkları daha düşük enerjili ve daha yavaş seyirli olduklarından, tedaviye cevap oranlarının da daha iyi olması. Böyle bir durum tespit edildiğinde, bazı istisnalar dışında mümkün olduğunca ACELE (tam felçler için ilk 24 saat içinde) dekompresyon uygulanmasının sonuçları olumlu yönde etkilediği biliniyor. Bu durumun istisnası yukarıda belirttiğimiz “sarkomlar”. Eğer hastada bir sarkom olduğundan şüpheleniliyor ise, seçim; bir an önce dekompresyon yapalım, ama buna karşılık geride mutlaka hastalık bırakacağımız için hastanın hayatını kaybetmesi riskini göze alalım, ile, hastanın teşhisini kesinleştirelim ve daha sonra kompleks eksizyon cerrahisi planlayarak yapalım ve böylece hastanın yaşam şansını arttıralım, buna karşın felcinin iyileşmesi olasılığının azalmasını göze alalım arasında değişiyor. Biz yaklaşık her zaman ikinci seçeneği tercih ediyoruz, ancak yine de bu karar hasta ve hasta yakınları ile tartışılarak alınmalı.

Stabilizasyon cerrahisinin ise genel olarak kırıklar için uygulanan stabilizasyon cerrahisinden pek farkı yok. En önemli olası fark, tümör cerrahisinde çıkarılan omurga miktarı arttıkça, bu dokunun yerine koyulması gereken materyal ihtiyacı ve büyüklüğünün de artması. Bu ihtiyaç metal ya da sentetik materyallerden bu iş için özel olarak üretilmiş protezler ile karşılanıyor. Stabilizasyon yine vidalar ve çubuklar kullanılarak gerçekleştiriliyor.

Ne yararı var?

Yukarıda tartışılan diğer konuların çoğundan farklı olarak, enfeksiyon ve tümör cerrahisi HAYAT KURTARIR. Sanırız daha fazla bir şey söylemeye gerek yok.

İyileşme süreci hakkında bilgi?

İyileşme süreci tümör ve enfeksiyonlar için çok değişkendir. Debridman ve stabilizasyon yapılmış bir hastada yukarıda sık sık tekrarladığımız şemayı uygularız ama buna karşın büyük eksizyon ameliyatlarından sonra her hasta için, o hastanın şartları gözönünde bıulundurularak karar veririz. Diğer önemli faktör de hastanın ek tedavi gereksinimleri (antibiyotik, kemoterapi, radyoterapi vb.) doğal olarak.

OMURGA KIRIKLARI

Kimlere cerrahi yapılmalı?

Omurga yaralanmalarının iki ana cerrahi nedeni var:

  1. Hastanın yaralanma sonucunda tam yada kısmi felç olması: Özellikle kısmi felçlerde, hele de felç durumunun giderek ilerlediği tespit edilir ise, MUTLAKA ve ACİL olarak cerrahi yapılması gerekli. Bu hastalar mümkün olan en erken sinir dokusu rahatlatılması operasyonlarından çok yarar görüyorlar ve birçoğunda tam yada tamam yakın iyileşme sağlanabiliyor. Özellikle boyunda oluşan kırıklar sonrası gelişen tam felçlerde ise, bu durumun cerrahi sonrası düzelmesi beklenmemekte. Yine de, felç seviyesinin bir yada iki omur aşağıya çekilmesi bile ciddi bir yarar getireceğinden, diğerleri kadar mutlak ve acil olmamakla birlikte, ACELE cerrahi öneriliyor.
  2. Felç olsa da olmasa da, omurganın vücudu taşıma yeteneğini kaybetmesi: Bu duruma instabilite diyoruz. Örnek olarak, nasıl ki bacağınızın ana kemiği kırılır ise bu nedenle felç olmasanız bile, artık bu bacağınız üzerine yük vermeniz mümkün olmayacağından (ağrı ve mekanik yetmezlik) bu kırığın tamiri gerekir ise, aynı durum omurgada da ortaya çıkabilir ve tamir (stabilizasyon) gerektirebilir.

Nasıl uygulanıyor?

Sinir hasarını gidermek için yapılan cerrahiye “dekompresyon”, instabilteyi gidermek için yapılan cerrahiye ise “stabilizasyon” adını veriyoruz. Dekompresyon yaklaşık her zaman stabilizasyon da gerektirir ancak tersi, özellikle hastada bir sinir yaralanması mevcut değil ise her zaman geçerli değildir.

Dekompresyon sinir dokularına baskı yapan diğer dokuların (kemik, bağlar, disk) çıkarılması ile, stabilizasyon ile çok büyük oranda vida ve çubuklar kullanılarak yapılmakta.

Avantajları neler?

Cerrahi olarak yapılan dekompresyonun sinir iyileşmesini olumlu olarak etkilediği ve hastalarının felçlerinin iyileşme olasılığını arttırdığı yönünde dolaylı bilgiye sahibiz. Bununla birlikte, tüm felçler cerrahi ile mutlaka iyileşir demek kesinlikle mümkün değil, bazı durumlarda %1 olan bir olasılığın, mesela, %3-5e çıkarılabilmesinden bahsediyoruz.

Stabilizasyon ise, hastaların daha çabuk mobilize edilmelerine ve daha kolay rehabilite edilmelerine olanak veriyor. Böylece özellikle felci olan hastalar daha kısa zamanda rehabilitasyon çalışmalarına başlayabiliyorlar.

İyileşme süreci hakkında bilgi?

Felç olan hastalar cerrahi sonrası 4. Günden itibaren (ek yaralanmalar, karın ve akciğer sorunları yok ise) bir rehabilitasyon merkezine sevk edilebilir hale gelirler. Cerrahi sonrası bir sinir iyileşmesi ya da felç durumunda düzelme olacaksa bile, bu süreç aylar içinde gerçekleşeceğinden, hastaların, iyileşmeyi beklemek yerine bir an önce rehabilitasyona gitmeleri çok daha olumlu sonuçlar vermekte.

Sinir yaralanması ve felç olmayan omurga kırıkları cerrahisinden sonra (bazı sınırlı istisnalar dışında) standart uygulamamız şu şekildedir:

  • Hasta ameliyatın ertesi günü (1. Gün) ayağa kaldırılarak kontrollü olarak mobilize edilir.
  • 2. Gün serumları ve diğer bağlantıları büyük ölçüde azaltılarak bağımsız mobilizasyonu özendirilir.
  • Kendine yeterli (kendi kendine tuvalete gitme, yataktan çıkabilme vb.) hale gelince (3. Yada 4. Gün) hastaneden eve çıkarılır.
  • 3. Haftadan sonra kontrollü olarak ev dışına çıkabilir.
  • 4. Haftadan sonra kontrollü olarak okula gidebilir.
  • 4. Haftadan itibaren hafif vücut egzersizleri (pilates bandı, hafif ağırlık) yapılabilir. Sınırsız yürüyebilir, serinlemek amaçlı havuz yada denize girebilir.
  • 2. Ayın sonundan itibaren toplu taşım (okul servisi dahil) kullanabilir.
  • 3. Ayın sonundan itibaren normal günlük hayatını kısıtsız sürdürebilir (ev ve okul aktiviteleri, spor hariç), hafif ferdi koşu ve spor amaçlı yüzme yapabilir.
  • 6. Ayın sonundan itibaren koşu ve diğer ferdi sporlar (yarışma amaçlı olmayan raket sporları vb.) yapılabilir ve yine yarışma amaçlı olmadan sınırsız bisiklete binilebilir.
  • 1. Yıldan sonra (son rutin kontrol) döğüş sporları ve özellikle tehlikeli etkinlikler (paraşüt, bungee jumping vb.) dışında serbest bırakılır. 

BEL VE BOYUN AĞRISI

Bel ağrısı gelişmiş toplumlarda işlevsel yetmezlik yapan en önemli nedenlerden biri olarak tanımlanmakta ve özellikle sanayi kesimi ve toplumun üretken, çalışan kesiminde ortaya çıkmaktadır. Bel ağrısı kişinin mağduriyetine sebep olduğu kadar, iş gücü kaybına da sebep olan önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle gelişmiş toplumlarda görülen kronik hastalıklar sıralamasında kalp hastalıklarından sonra ikinci sırayı almaktadır.

Tüm dünya nüfusunun ortalama %80’inin hayatlarının bir döneminde bel ağrısı çektikleri tespit edilmiştir. Romatizmal hastalıklar, enfeksiyonlar, tümörler gibi çok daha ciddi sağlık sorunlarına bağlı gelişebilse de, bel ağrıları genellikle mekanik bel ağrısı olarak tanımlanan, kas-iskelet sistemi  ve omurga hastalıkları sebebiyle görülmektedir.

Bel ağrısı şikayeti 6 haftadan kısa süreli ise akut bel ağrısı olarak tanımlanırken, 3 aydan uzun süren ağrılar kronik bel ağrısı olarak tanımlanır.  Akut bel ağrısı, herhangi bir aktivite ve kaza sonrası başlayabileceği gibi, sebebi bilinmeden de ortaya çıkabilir. Bu hastaların yaklaşık %80’i ilk ataktan sonra 6 hafta içerisinde herhangi bir tedaviye gerek kalmadan tamamen iyileşebilmektedir. Buna karşılık akut bel ağrısı yaşayan hastaların yaklaşık %30’u tekrarlayan bel ağrılarına adaydır ve kronik ağrı yaşamaktadırlar.

3 aydan uzun süren ağrı ise kronik bel ağrısı olarak tanımlanmaktadır.  Ağrının süreklilik kazanması, doku irritasyonu ve vücudun yanıt olarak verdiği yangının sinir uçlarını uyarması sonucunda gelişmektedir. Neticede mevcut sorun “bir kısır döngü” oluşturarak hastanın sürekli ağrı çekmesine sebep olmaktadır.

Bel ağrısının başlıca sebepleri arasında, bel zorlanması, postür  (duruş) bozuklukları, yaralanmalar ( Kas, bağ doku ve ligaman yaralanmaları, omurga ve omurilik yaralanmaları), bel fıtığı, diskin bozulması (dejeneratif disk hastalığı), bel kayması, omurga kanalının daralması, omurların oluşturduğu eklemlerin kireçlenmesi, Sakroileit, Ankilozan Spondilit benzeri enflamatuar hastalıklar, Disk ve/veya omurların ve çevresel dokuların iltihabı (diskitis, osteomiyelit, vb), daha önce uygulanmış cerrahiler sonrası gelişen veya geçmeyen ağrılar (başarısız bel cerrahisi hastalığı), Tümörler, Doğumsal anomaliler, kemik erimesi (Osteoporoz) ve Psikojenik bel ağrısı sayılabilir.

Bel ağrıları genellikle mekanik bel ağrısı olarak tanımlanan daha “masum” sebeplerle oluşmasına rağmen özellikle bazı durumlarda dikkatli olunmalı, “bel ağrısıdır geçer!” denmemelidir.

Bel ağrısına eşlik eden ve mutlak olarak ileri tetkik yapılması gereken durumlar;

  • Herhangi bir sebep olmaksızın <20 yaş ve >45 yaşındaki hasta
  • Gece ağrısı
  • Kanser öyküsü
  • Menapoz, kemik erimesi
  • Oturma esnasında sürekli hareket etme ihtiyacı oluşturması
  • Açıklanamayan kilo kaybı
  • Ateş yüksekliği, yorgunluk, halsizlik, ishal, bulantı, gece terlemeleri
  • Bacaklarda güçsüzlük veya mesane/barsak işlev bozukluğu
  • Sinsi başlangıçlı  ve giderek şiddeti artan ağrı
  • Herhangi bir travma öyküsü olmadan sakral ağrı (kalçada, kuyruk sokumunda)
  • Yatak istirahati ile azalmayan ağrı
  • Hareket ve fiziksel aktivite ile değişkenlik göstermeyen ağrı
  • Öne eğilmek ve ayağa kalkmakla artan bel ağrısı
  • Yaygın eklem ağrılarının ve sabah tutukluğunun eşlik ettiği bel ağrısı
  • Geçirilmiş bel cerrahisi
  • Tüberküloz, romatizmal hastalık öyküsü

Bel ağrısında tedavi

Bel ağrısına sebep olan etkenlerin çeşitliliği sebebiyle birçok disiplini ilgilendirebilmesi, tedavi yaklaşımının da multidisipliner bir bakış açısı ile ele alınmasını gerektirmektedir. Bu sebeple Ortopedik Omurga Cerrahisi, Beyin cerrahisi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, Nöroloji, Algoloji, Nöroradyoloji ve Psikiyatri branşları ile omurga sağlığı ve tedavisi ortak hedefi doğrultusunda omurga problemlerine çözüm aramak en etkin ve güncel yaklaşımı oluşturmaktadır.

Boyun ağrısı

Boyun ağrısı bel ağrısından sonra ikinci sıklıkla görülen kas iskelet sistemi yakınmasıdır. Son yıllarda bilgisayarların, tabletlerin ve özellikle de akıllı telefonların vazgeçilmez unsurlar olarak hayatımıza girmesiyle boyun ağrısı şikayeti ve sıklığı artmaktadır.Erişkin yaş grubunda insanların yarısı yaşamlarında en az bir kez boyun ağrısı atağı geçirmektedirler.
Genellikle künt bir ağrı şeklinde tanımlansa da, boyunda baskı hissi, uyuşma, karıncalanma, elektrik çarpması gibi tarif edilen hislerle birlikte ifade edilebilir. Boyun ağrısına zaman zaman sırt ağrısı ve boyun hareketlerinde kısıtlılık eşlik edebildiği gibi, baş ağrısına da sebep olabileceği akılda tutulmalıdır. Sıklıkla boyun kasları ve bağ dokuların, travma ya da kötü postür ile etkilenmesi sonucunda ortaya çıkan mekanik boyun ağrıları görülmektedir. Bunun dışında, boyun fıtığı, boyun omurlarında dejenerasyon, omurga kanalının daralması ve omuriliğin ve sinirlerin sıkışması ile seyreden omurga hastalıklarına bağlı gelişebilmektedir. Mekanik boyun ağrıları genellikle birkaç gün içerisinde azalarak ortalama 1-2 hafta içerisinde tamamen kaybolan ağrılar olmasına rağmen, bazen kronikleşebilmekte ve ataklar şeklinde şiddetlenebilmektedir.  Bu durumlarda özellikle omurga hastalıkları açısından dikkatli olunmalı ve ileri araştırma yapılmalıdır. Boyun ağrısının azalmak yerine giderek artması, özellikle kollara yayılan bir ağrının eşlik etmesi, kolda kuvvet kaybı ve/veya his kaybı gelişmesi, kemik yapıda ciddi hassasiyetin olması, geçirilmiş bir yaralanma öyküsünün olması, hastada kanser, romatizmal hastalıklar gibi sistemik tutulum yapabilecek hastalıkların varlığı, ağrıyla beraber yüksek ateş, kilo kaybı gibi belirtilerin varlığı ağrının mutlak olarak ciddiye alınması ve detaylı olarak değerlendirilmesi gerekliliğini göstermektedir.

Boyun ağrısına eşlik eden ve mutlak olarak ileri tetkik yapılması gereken durumlar;

  • Yaralanma öyküsü veya omurga cerrahisi
  • Sistemik bulgular kilo kaybı, ateş yüksekliği, gece terlemeleri ,
  • Şiddetli ağrı
  • Gece ağrısı
  • Yaş <20, >45
  • Boyunda belirgin hassasiyet
  • Omurilik basısı bulguları
  • Tüberküloz, AIDS, romatizmal hastalıklar
  • Kanser öyküsü

Bölüm Doktorları