Memorial Antalya Hastanesi - Girişimsel Radyoloji

Bölüm Hakkında

Memorial Antalya Hastanesi Girişimsel Radyoloji Merkezi’nde görüntüleme kılavuzluğunda, minimal invaziv yöntemler ve perkütan (ciltten girilerek) tedaviler ile gerçekleştirilmektedir.

Girişimsel radyolojideki işlemler, cerrahiye göre çok daha az invaziv yöntemler kullanarak tedaviyi yönlendirir. Büyük ameliyat kesileri oluşturmadan hastaya daha az risk, ağrı ve daha kısa zamanda iyileşme imkanı sunan girişimsel radyolojik işlemler, vasküler (damarla ilgili) ve nonvasküler (damar dışı organlarla ilgili) olmak üzere iki büyük gruba ayrılmaktadır.

MERKEZDE UYGULANAN TEDAVİ YÖNTEMLERİ

  1. Kadın Sağlığı ve Girişimsel Radyoloji

“Kadın sağlığı” terimi mensturasyon, anne sağlığı, göğüs ve kadın üreme sistemlerini etkileyen hastalıklar gibi kadınların anatomisine spesifik durumları ifade etmektedir. Girişimsel radyoloji, birçok kadında ağrı ve rahatsızlığa neden olan rahimdeki myomları tedavi etmek için Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu amaçla yapılan tedavi uterin  myom (fibroid) embolizasyonu olarak adlandırılmaktadır. Girişimsel radyoloji ayrıca, kısırlığı bir nedeni olan, rahimin tüplerindeki tıkanıklıkların açılması için de kullanılmaktadır. Bu problemin tedavi edilmesi için yapılan işleme fallop tüpü rekanalizasyonu denir. Çoğu zaman bu tedaviler hastanede yatmayı, genel anestezi yapılmasını gerektirmez ve hastalar işlemden kısa bir süre sonra normal aktivitelerine devam edebilirler.

Uterin myom embolizasyonu: Myom embolizasyon işlemi, rahimdeki myomları besleyen damarları tıkayıp myomların beslenmesini sağlayan kan akımını engelleyerek myomları küçültmeyi ve buna bağlı olarak da myomların neden olduğu fazla kanama, ağrı, kitle basısına bağlı sık idrara çıkma gibi şikayetleri tedavi etmeyi amaçlar. Kalp anjiyosunda yapılan işleme benzer şekilde, çok ince bir kateter (tüp), kasık damarından girilerek görüntüleme kılavuzluğunda rahmin atardamarına kadar ilerletilir. Daha sonra myomun damarlarını tıkamak için uygun boyuttaki mikro partiküller (kum tanesinden daha küçük kürecikler) rahim arterleri içine enjekte edilerek myomlara olan kan akımı durdurulur. Myom embolizasyonu, cerrahi tedaviye göre daha az invazif olduğundan, komplikasyon oranları daha düşüktür ve açık cerrahiye göre hastaların daha hızlı bir şekilde normal hayatlarına dönmelerine olanak tanır.

Fallop tüpü rekanalizasyonu: Bu işlem fallop tüplerindeki tıkanıklık nedeniyle olan kısırlığın tedavisinde kullanılmaktadır. Tıkalı fallop tüplerinin anjiyografi altında görülebilen mikrokateterler ve mikro teller kullanılarak yeniden açıldığı girişimsel bir işlemdir. Bu mikrokatater ve mikro tel, vajina ve rahim ağzına yerleştirir. Daha sonra, rahim içinden tıkalı olan tüplere yönlendirilerek tel tıkalı tüp içinden geçirilerek tüpün açılması sağlanmaktadır.

  1. Endokrin Bezlerden Venöz Örnekleme

Hormonlarla ilgili bazı hastalıklarda endokrin bezlerden seçici venöz örnekleme yapılması gerekebilir. Bu işlem vücudun hormon salgıladığı bilinen ya da tahmin edilen belirli bir bölümünden kan örneği alınmasını ve daha sonra analiz edilmesini içerir. Bu işlem ile en sık analiz edilen organlar böbreküstü bezleri (Hiperaldosteronismde), paratiroid bezleri (hiperparatiroidide) ve pankreastır (insulinoma tanısı için).

İşlem: 2-3 mm’lik  bir kateter  (tüp) ile kasık toplar damarından girilerek görüntüleme kılavuzluğunda kateter vücut içinde planlanan alana yönlendirilmektedir. Hedef damarlara ulaşıldığından emin olunduktan sonra bu venlerden kan örnekleri alınmakta ve bu örnekler belirli hormonların ve maddelerin düzeylerini kontrol etmek üzere analiz edilmektedir.

  1. Venöz rekanalizasyon (Pıhtılaşan ve tıkanan toplardamarların açılması)

Toplardamarlar (venler) içerisinde oluşan kan pıhtıları venöz kapakçıklara zarar vermekte ve toplardamar tıkanıklıklarına neden olabilmektedir. Bunun sonucunda toplardamarlar tarafından bacaktaki kanın boşaltılması zorlaşmakta, bu da ödeme, renk değişikliklerine ve uzun vadede cilt yaralarına neden olmaktadır. Kan akımını tekrar sağlamak için tıkalı bir toplardamarın açılması işlemine venöz rekanalizasyon denmektedir.

İşlem: Boyun veya kasık toplardamarından bir kılıf (çapı 2-3 mm olan uzun plastik tüp) yerleştirilerek, görüntüleme kılavuzluğunda bir kateter tıkalı vene yönlendirilir. Daha sonra pıhtıların içerisine kateterle (ince tüp)  kan pıhtılarını eritmeye yarayan ilaçlar (fibrinolitik maddeler) verilmekte ya da mekanik olarak pıhtıları çıkaran cihazlar kullanılarak olabildiğince fazla pıhtı toplardamarlardan çıkarılarak damar içindeki akımın tekrar sağlanmasına çalışılmaktadır.

  1. Venöz port takılması

Venöz portlar, doktorların ilaç verebilmek veya kan alabilmek için vücudun merkez bölgesinde bulunan kalın damarlara kolaylıkla ulaşmasını sağlayan venöz erişim cihazlarıdır. Kalp pilleri gibi göğüs bölgesinde cilt altına yerleştirilen bir hazne ve buna bağlı ince bir borucuktan oluşurlar. Borucuğun (kateter) ucu göğüs boşluğu içinde kalbe yakın ana toplardamarda sonlanır. Vücuda yerleştirildikten sonra aylarca hatta yıllarca yerleştirildiği noktada kalmak üzere tasarlanmışlardır. Aynı zamanda subkütan infüzyon portu olarak da bilinirler. Venöz portlar özellikle kanser hastalarında, kemoterapinin aksamadan verilebilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Ayrıca port, kan alma, kan verme ve hastanın yaşam kalitesini en az derecede bozarak besinlerin, sıvıların ve ilaçların verilmesi için güvenilir bir erişim sağlamaktadır.

İşlem: Port takılması, hastane yatışı gerektirmeyen, floroskopi ve ultrason kılavuzluğu kullanılarak yapılan küçük cerrahi bir işlemdir. Hastaların çoğunda, port hastanın üst göğüs bölgesine yerleştirilmektedir. İnce bir iğne kullanılarak ultrasonkılavuzluğunda toplardamara girilmektedir. Bu amaçla en sık kullanılan venler boyun bölgesindeki kalın venlerdir. Vene girildikten sonra, bir kılavuz tel kullanarak portun kateteri ana damara yerleştirilir ve diğer ucu da göğüs bölgesinde cilt altına yerleştirilen hazneye bağlanır. İşlem sonunda küçük kesiler dikilerek kapatılır ve dışarıdan cihaz görülmez. Port, özel iğnesi ciltten geçip hazneye takılarak kullanılır. Tedavi bittiğinde ise yine küçük bir cerrahi işlemle çıkarılmaktadır.

  1. Diyaliz Fistül Girişimleri

Diyaliz fistülü, cerrahi olarak bir arter ile bir ven arasında oluşturulan bağlantıdır ve bu bağlantı sonucu genişleyen venlerden hemodiyaliz amaçlı kalın iğnelerin takılabilmesi için yapılmaktadır. Bazen oluşturulan fistülde daralma ya da tam tıkanıklıklar gelişebilir. Bu durumlarda, girişimsel radyolojik tekniklerle tıkanıklığın tekrar açılması ya da daralan damarın düzeltilmesi mümkün olabilmektedir. Bu sayede hastadaki fistülün daha uzun süre diyaliz amaçlı kullanılabilmesi sağlanmaktadır. İşlem sırasında kullanılan teknikler lezyonun tipine olduğu kadar yerleşimine de bağlıdır.

İşlem: Fistüle ince bir iğne ile girildikten sonra eğer fistülde daralma varsa, balonla genişletme (perkütan transluminal anjiyoplasti, PTA) ya da stentleme işlemleri yapılmaktadır. Eğer fistülde tıkanıklık ve pıhtılaşma varsa, pıhtı vakum ile çekilebilir veya parçalamak için mekanik trombektomi cihazları kullanılabilir.

  1. Transjugüler intrahepatik portosistemik şant (TİPS)

Şant vücudunuzun bir bölgesinden diğer bir bölgesine sıvı geçişine olanak tanıyan yapay bir geçiştir. Transjugüler intrahepatik protosistemik şant (TİPS) karaciğere kan taşıyan portal venle, karaciğerden kanın boşalmasını sağlayan hepatik ven arasında normalde olmayan yapay bir damarın oluşturulması işlemidir. Normalde karaciğere gelen kan, karaciğer içinden geçip kalbe dönmektedir. Ancak siroz gelişen hastalarda karaciğer yapısı bozulduğu için karaciğere gelen kan normal yollardan kalbe dönememekte, portal sistemde basınç artmakta ve kan tali yollarla boşaltıldığı için yutak borusu alt ucu etrafında genişleyen bu tali damarlardan hayatı tehdit edebilen kanamalar gelişmektedir. Ayrıca siroz ve sonucu olan portal hipertansiyonlu hastalarda, karın içinde ya da akciğer zarları arasında sıvı birikimi olmaktadır. Bu komplikasyonların gelişmesi durumunda, başka tedavi yolları ile çözüm sağlanamadığında, TİPS açılarak portal sistemdeki basınç azaltılabilir ve kanama ve sıvı birikimi gibi karaciğer sirozunun komplikasyonları kontrol altına alınabilir.

İşlem: Genellikle anestezi altında boynun sağ tarafında bulunan jugüler venden ultrason kılavuzluğunda girilerek kateter vasıtasıyla karaciğerin kanını boşaltan hepatik venlere ulaşılır. Özel bir iğne yardımıyla karaciğerden geçilerek portal vene girilir ve bölge genleşletildikten sonra portal ve hepatik ven arasına uzun süreli bir bağlantı yaratmak için bir stent veya stent greft yerleştirilir.  Böylece portal vendeki kan dirençle karşılaşmadan ve tali damarlara gereksinim duymadan kolaylıkla hepatik venler yoluyla kalbe dönebilir.

  1. Tromboliz ve Trombektomi

Tromboliz, damar içine özel ilaçlar verilerek kan pıhtısının eritilmesidir. Trombolizde kullanılan ilaçlarlara trombolitik ajanlar adı verilir. Trombektomi ise, görüntüleme kılavuzluğunda trombüsün (kan pıhtısı) özel cihazlar kullanılarak mekanik olarak çıkarılmasıdır. Tromboliz ve trombektomi en yaygın olarak akut bacak iskemisine (etkilenen uzuvda kısıtlı kan akımı) yol açan, etkilenen bölgede ağrıya neden olan bacakların atardamarlarındaki kan pıhtılarını tedavi etmek için yapılır. Aynı zamanda karaciğer ve böbrek gibi organlardaki kan pıhtılarını tedavi etmek için, bağırsaklarda gelişen pıhtıların tedavisinde, akciğer embolisi ve inme tedavisinde kullanılır.

İşlem: Genellikle kasık damarından girilerek tıkanıklık ve pıhtının olduğu bölgeye floroskopi eşliğinde kateterler yardımı ile ulaşılır. Tromboliz, kan pıhtılarının büyümelerini önleyen ve onları eriten ilaçlar kullanılarak yapılır; bunlar kateterle trombüse uygulanır. Trombektomide ise özel birtakım cihazlar kullanılarak pıhtı dışarı alınmaktadır.

  1. Aort anevrizması tedavisi: EVAR (Endovascular aortic repair)/ TEVAR (Torasik endovascular aortic repair)

Aorta vücuttaki en büyük atardamardır ve kalpten diğer organlara kanı taşır. Aortanın göğüs kafesi içindeki kesimi torasik aorta, karın içindeki kesimi ise abdominal aorta olarak adlandırılmaktadır. Anevrizma, damar duvarındaki zayıflık nedeniyle damarın genişlemesi ve buna bağlı hayatı tehdit eden kanama riski oluşturmasıdır. Anevrizmalar torasik aorta ya da abdominal aortada görülebilmektedirler. EVAR/TEVAR işlemi, aortadaki zayıflamış ve genişleme gösteren alana kan geçirmeyen kumaş kaplı bir stentin zayıflamış bölgeye içerden destek olacak şekilde yerleştirilmesi işlemidir. Bu, kanın anevrizmatik genişleme içine girmesini engelleyecek bir yol oluşmasını sağlar.

İşlem: Vakaların çoğunda, hastalara işlem için epidural ve lokal anestezi yapılır, bazı durumlarda hastalara genel anestezi de verilebilir. Kasıktaki ana damardan girilerek kateterler yardımı ile genişleme olan aortaya ulaşılır. Anjiyografi ile tedavi edilecek aort kesimi belirlenip kılavuz tel üzerinden ilerletilen stent-grefte uygun pozisyon verilerek gerekli yeri örtecek şekilde stent aorta içinde açılır. Stentleme sonrası kontrol anjiyografi ile anevrizma içine sızıntı olup olmadığı kontrol edilerek işlem sonlandırılır.

  1. Yitrium90 tedavisi / Radyoembolizasyon SIRT(Selektif İnternal RadyoTerapi)

Radyoembolizasyon (Yitrium90 tedavisi), karaciğer kanseri için uygulanan bir çeşit radyasyon tedavisidir. Bu işlemde Yittriyum-90 adı verilen bir radyasyon kaynağı kullanılır. Y-90 küçük küreciklere yüklenip anjiyografi kateterleri ile karaciğerin atardamarından verilerek kan akımı yoluyla kanserden etkilenen karaciğer kesimine iletilmektedir.

İşlem: İlk olarak ayrıntılı bir karaciğer anjiyografisi ile karaciğerin kan damarlarının haritası çıkarılır ve küreciklerin sadece tümöre gitmesini sağlamak için bazı damarlar bloke edilebilir. Bu hazırlık yapıldıktan ve hastanın tedaviye uygun olduğuna karar verildikten sonra gerekli ilaç dozu hesaplanır ve sipariş edilir. Ayrı bir seansda, kasıktan girilerek kateter yardımıyla karaciğere ulaşılır ve kanserden etkilenen karaciğer kesimine radyoaktif madde içeren mikro kürecikler enjekte edilir.  Kürecikler tümöre ulaşınca, yakın komşuluğunda bulunan kanser hücrelerini öldüren bir tür radyasyon enerjisi yayarlar. Mikroküreciklerin etki mesafesi çok kısa olduğu için karaciğer dışına zararlı radyasyon etkileri yoktur.

  1. Kemoembolizasyon

Uzun zamandır uygulanan bu tedavide karaciğerde yerleşen tümörü besleyen atardamarlar kapatılmadan önce yağlı kontrast ile karıştırılmış etkisi bilinen kanser ilaçları kateter veya mikrokateterden verilir ve tekrar kanlanmasını engellemek için siferlerle kapatılır. Bu yöntemde değişik siferler kullanılabilir. Örneğin; DC Beads gibi. Siferlere kemotöröpatik ilaç emdirilir ve karaciğer için belli sürede salınması ile tedavi edilmesi sağlanır. Kemoembolizasyon ablasyon teknikleri ile de beraber kullanılabilir. Uygulama için belli tetkiklerin uygunluğu gerekmektedir.

  1. Varis Tedavisi

Bacak varisleri, erişkin yaş grubunda sık görülen bir hastalık olup kozmetik problemlerden venöz yaralara kadar değişik şikayetlere neden olabilmektedir. Bu hastalıkta bacak ağrısı sık görülmektedir ve uzun süre ayakta kalmakla artar. Varislerin nedeni, bacaktaki toplardamarların kanı geri kaçırması ve bu toplardamarlarda oluşan genişlemedir. Bacak varislerinde doğru tedavinin planlanması için öncelikle bu konunun uzmanı bir hekim tarafından Doppler ultrason ile bacak toplardamarlarının ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi ve varislerin kaynağının doğru bir şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Venöz reflü (kaçak) doğru bir şekilde saptandıktan sonra, reflü gösteren damarı kapatmaya yönelik Lazer ya da RF ablasyon tedavileri yapılmaktadır.

Varislerde lazer ve RF ablasyon: Lokal anestezi ve sedasyon altında, reflüye neden olan genişlemiş safen vene, diz düzeyinde ince bir iğne ile girilerek lazer ya da RF kateteri bu toplardamarın içine yerleştirilmektedir. Daha sonra lazer ya da radyofrekans kullanılarak safen ven ısı ile kapatılmaktadır. Aynı seansda, bacaklardaki görülebilen varislere de köpük skleroterapi yapılmaktadır. Bu tedavi için hastanede yatış gerekmemektedir. İşlem sonrası ertesi gün işe dönmek mümkündür. Hastanın tedaviden sonra 1 hafta basınçlı varis çorabı giymesi önerilir.

Köpük Skleroterapi: Anormal veya genişlemiş kan damarlarını, genellikle bacak varislerini ve kılcal damarları tedavi etmek için yapılan bir işlemdir. İşlem sırasında, genişleme gösteren sorunlu damarların içine ince iğnelerle damarların kapanmasını sağlayan ilaçların köpük şeklinde hazırlanan formu enjekte edilerek damarın kapanması sağlanmaktadır. Anestezi gerektirmeyen bir işlemdir. Poliklinik şartlarında uygulanır. Uygun derişimde Polydocanol (sklerozan madde) köpük haline getirilerek ince iğnelerle kılcal damarlar ve varislere enjekte edilir. İşlem sonrası hastaya 2-3 gün varis çorabı giymesi önerilir.

  1. Renal Sempatik Denervasyon

Dirençli hipertansiyon, ilaç tedavisine yanıt vermeyen yüksek kan basıncı anlamına gelmektedir. Renal denervasyon (RDN) dirençli hipertansiyonu tedavi etmek için yapılan girişimsel bir işlemdir. İşlem renal arterlerdeki sempatik sinirleri yakmak için radyo dalgalarını kullanır (radyofrekans ablasyon). Bu işlem, sempatik sinir aktivitesinde azalmaya yol açarak kan basıncını azaltır.

İşlem: Lokal anestezi ve görüntüleme kılavuzluğunda yapılır. Kasık atardamarından girilerek kateter böbrekleri besleyen artere ilerletilir. Özel kateterlerle, RDN işlemi sırasında rafyofrekans uygulanarak renal arterlerin duvarlarında yer alan sempatik sinirler yakılır.

  1. Plörodez

Normalde, göğüs duvarı iç yüzü ve akciğer ince bir zarla kaplıdır ve bu iki zar birbirine yapışık şekilde durmaktadır. Ancak, bazen hava, sıvı veya her ikisi birden bu zarların arasına girerek, onları ayırır ve akciğerin nefes alma sırasında genişleme yeteneğini kısıtlar. Bu iki zar yaprakları arasında fazla sıvı birikirse buna plevral efüzyon denir.

İşlem: Görüntüleme kılavuzluğu kullanarak zarlar arasındaki boşluğa küçük bir tüp yerleştirilir. Sıvı veya hava tamamen boşaltılır. Daha sonra zarlar arasındaki boşluğa, yüzeylerinde inflamasyona neden olan bir madde verilir. Bu akciğerin iki zarının birbirine yapışmasını, böylece sıvı veya havanın yeniden birikmesini engellemeye yardımcı olur.

  1. Drenajlar/Tıkanıklıkların boşaltılması

Biliyer (safra) drenaj

Üriner (idrar) drenaj (nefrostomi)

Apse (iltihab) drenajı

Tümörler ya da başka sebeplere bağlı olarak, safra yollarında, sindirim sisteminde ve idrar yolları gibi vücutta akışın açık kalması gereken alanlarında normal akış yolu tıkanabilir. Bu tıkanma normalde bu bölgeden geçmesi gereken sıvıların (safra, idrar, vb. gibi) birikmesine neden olur. Tedavi edilmemesi durumunda tıkanma ve buna bağlı olarak oluşan birikme ağrıya, enfeksiyona ve organ yetmezliğine sebep olabilir.

Tıkanmayı gidermek için kullanılabilecek, tıkanmayı tedavi eden ya da rahatlatanlar da dahil olmak üzere bir dizi girişimsel işlem uygulanabilmektedir. Bu teknikler sıvı birikimlerini drene etmeyi veya tıkanmayı baypas etmeyi, böylece sıvının normal şekilde drene olmasını amaçlamaktadır.

İşlem: Perkütan drenaj, sıvı birikiminin veya apsenin drene edilmesi için kateter (ince, esnek tüp) kullanılan girişimsel bir tedavidir. Kateter organ içine (karaciğer içindeki safra yollarına, böbrek içinde idrar yollarına ya da koleksiyonlara) görüntüleme kılavuzluğunda yerleştirilir; kullanılacak olan görüntüleme metodu, tıkanıklığın ve sıvı birikiminin yerine bağlıdır. İşlem genellikle lokal anestezi veya sedasyon altında uygulanmaktadır.

  1. Nefrostomi

Nefrostomi kateteri, idrarın normal akış yolunda bir tıkanıklığın olduğu durumlarda (taş, tümör, vb.), böbrekten idrarı dışarı almak için kullanılan ince, esnek, plastik bir kateterdir. Böbrekten çıkan idrar bu takılan katetere bağlanan plastik bir torbada toplanır. Perkütan nefrostomi, nefrostomi kateterinin cildinizden böbreğe yerleştirildiği işlemin adıdır.

İşlem: Anestezi altında, ultrason ve floroskopi kullanılarak ciltten özel iğnelerle böreğin toplayıcı sistemine girilmekte ve kılavuz tel üzerinden nefrostomi kateteri böbreğe yerleştirilmektedir.

  1. Safra yollarına yönelik girişimler

Perkütan transhepatik safra direnajı, karnın sağ üst kesiminde, ciltten küçük bir kesi yapılarak özel iğnelerle karaciğer içinde bulunan safra kanallarına girilerek safranın dışarı alınması için drenaj kateteri yerleştirilmesidir. Bu girişim, safra kanallarının daralması veya tıkanması sonucunda veya ameliyatlardan sonra komplikasyon olarak karşılaşılabilen safra sızıntıları sonucu safranın karaciğerden ince bağırsağa akamadığı durumlarında uygulanmaktadır.

Safra yollarına stent takılması işlemi, tıkanıklığın kansere bağlı olması durumunda safra yollarını açık tutmak ve hastanın drenaj kateterinden kurtulmasını sağlamak için safra drenajı sonrasında yapılır. Bu girişimde safra kanallarına, damarlarda olduğu gibi, bir stent (metal kafes) yerleştirilir.

Safra yollarındaki taşların çıkarılması işleminde ise, yine yukarıda açıklandığı şekilde safra yollarına ciltten ve karaciğerden geçerek girilir ve küçük bir sepet veya taş tutucu maşalar ile çıkarılmakta ya da taşlar safra yollarında şişirilen balonlarla ince bağırsağa itilmektedir.

İşlem: Safra yollarına yönelik girişimsel tedaviler genellikle sedasyon ve lokal anestezi altında yapılmaktadır. Uygulama, sırt üstü yatar pozisyonda floroskopi cihazı altında yapılır. Safra yollarına ciltten girilirken ek olarak ultrason kılavuzluğu da kullanılmaktadır. Karaciğerin sağ ya da sol kesimine, bazı durumlarda her ikisine de, ciltten yapılan küçük bir kesi ile özel iğneler kullanılarak, karaciğerden geçilerek girilmektedir. Safra kanalına girildikten sonra iğnenin içinden safra yollarını boyayarak floroskopide görülür hale getiren kontrast madde enjekte edilip tüm safra yollarının ayrıntılı şekilde görüntülenmesi (kolanjiyografi), hastalığın yerleşimi ve yaygınlığının belirlenmesi mümkün olmaktadır. Daha sonra bir kılavuz tel üzerinden yerleştirilen kateter ile safranın boşaltılması sağlanır.

  1. Gastrostomi

Gastrostomi, beslenme desteği sağlamak amacıyla ciltten girilerek mideye bir kateter yerleştirilmesi işlemidir. Çeşitli nedenlerle normal yollardan beslenemeyen hastalarda, örneğin yutma probleminiz olması durumunda, gastrostomi açılması gerekebilmektedir.

İşlem: Lokal anestezi ve sedasyon altında gerçekleştirilmektedir. Önce hastanın burnundan midesine bir tüp yerleştirilerek (nazogastrik tüp) mide havayla şişirilir. Ultrason ile karaciğerin ve midenin pozisyonu kontrol edildikten sonra, floroskopi kılavuzluğunda özel iğnelerle mide içine girilir ve önce mide ön duvarı karın ön duvarına dikişlerle tutturulur. Daha sonra tekrar ciltte sabitlenmiş mide boşluğuna girilerek bir kılavuz tel üzerinden gastrostomi kateteri mide içine yerleştirilmektedir. Hasta daha sonra bu tüp vasıtasıyla beslenir.

  1. Tümör Ablasyonu

Perkütan tümör ablasyonu, deriden girilerek yerleştirilen özel iğnelerle tümör dokusunu tahrip eden bir dizi tekniği ifade etmektedir. Bazı teknikler kimyasal ajanlar kullanırken (saf etanol gibi), diğerleri termal (ısı kullanan) veya non-termal olmak üzere fiziksel teknikler kullanmaktadır. Termal ablasyon tekniklerinde, tümörü dondurarak (kriyoablasyon) ya da radyofrekans, lazer, mikrodalga ve yüksek-yoğunluklu odaklanmış ultrason(HIFU) gibi tümörü yakarak tahrip etmek için farklı teknikler kullanılmaktadır.

Non-termal ablasyon tekniklerinde tümörü tahrip edebilmek için ısı dışındaki enerji kaynakları kullanılır. Bu tür ablasyonda, tümör dokusunu oluşturan moleküllerin arasındaki bağları bozarak dokuyu parçalamak için elektriksel plazma alanı kullanılır. İrreversible elektroporasyon yüksek voltajda elektrik şokları kullanarak hücre zarında delikler açar ve tümör hücrelerinin ölümüne yol açar.

İşlem: Ablasyon işlemi, ultrason, tomografi ya da MR gibi görüntüleme teknikleri kılavuzluğunda ve anestezi altında yapılır. Ablasyon tekniklerinin birçoğunda, tümör dokusuna kimyasal ajanı veya fiziksel enerjiyi iletebilmek amacıyla, ciltten girilerek bir veya daha fazla iğne yerleştirilmekte ve tümör dokusu yakılmakta ya da hasara uğratılmaktadır.

  1. Anjiyografi

Anjiyografi, damarlardaki darlık, tıkanıklık, genişleme ve kanama gibi problemlerin ortaya konulması için damarların floroskopi altında özel ilaçlarla görüntülenmesidir.

İşlem: Lokal anestezi ve gerektiğinde de sedasyon altında yapılmaktadır. Sıklıkla kasık bölgesindeki atardamardan özel iğnelerle girilerek floroskopi kontrolü altında kılavuz tel ve kateterler kullanılarak incelenecek damar bölgesine ulaşılır. Damar içine kontrast madde olarak adlandırılan, floroskopik filmlerde damarı boyayarak görünür hale getiren özel ilaçlar enjekte edilerek damarların görüntüleri oluşturulmaktadır. Tanısal anjiyografiyi takiben uygun hastalarda damarsal problemin tedavisine yönelik işlemler de (balonla açma, stent takılması, kanamanın durdurulması, pıhtıyı eritici ilaç verilmesi, vb) aynı seansta yapılabilmektedir.

  1. Balon Anjiyoplasti ve Stent Takılması

Beyne, kalbe, böbreklere ve bacaklara giden atardamarlar (arterler) zamanla sigara kullanımı, yüksek kolesterol, yüksek kan basıncı, şeker hastalığı ve obeziteye bağlı olarak daralabilir ya da tıkanabilir. Bu damarların duvarlarında yağlı ve kireçli plakların oluşmasına damar sertliği (ateroskleroz) denmektedir.  Aterosklerozda, daralmış ve tıkanmış arterler nedeniyle organlara giden kan akımında azalma ve buna bağlı şikayet ve komplikasyonlar gelişebilmektedir.

Balon anjiyoplasti, herhangi bir daralmış veya tıkalı damarın balonlu kateter ile mekanik olarak genişletmektir. Balonlu kateterler, damarı genişletmek için şişirilen damarın şekli ve çapına uygun ufak boş balonlardır. Stent ise, metalden yapılma ağ (kafes) şeklinde dokusu olan bir tüptür, bir kılavuz telin yardımıyla stenozun veya tıkanmanın olduğu bölgeye yerleştirilir ve konumlandırılır. Metal stentler kalıcı implantlardır ve damar duvarını destekleyen ve damarı açık tutan mekanik yapı iskelesi görevi görürler.

İşlem: Öncesinde lokal anestezi uygulanmaktadır. Anjiyoplasti ve stent takılması işlemi yaklaşık bir saat kadar sürer ve ayaktan tedavi işlemi gibi yapılır; ancak bazı vakalarda, sonrasında hastaların bir gece hastanede yatması istenebilir. Küçük bir iğne yardımıyla kasık atardamarından girilerek bir plastik tüp kombinasyonu (kılıf ve kateter olarak adlandırılır) arterin içine yerleştirilmektedir. İşlem boyunca, kılavuzluk etmesi amacıyla anjiyografik görüntüleme kullanılmaktadır. Balon, damarın daralmış ve tıkanmış kısmına konumladırılıp uygun basınca kadar şişirilmektedir; bu noktada biraz rahatsızlık hissedilebilir. Bazı vakalarda, balon anjiyoplasti damarı açık tutmak için yeterliyken, bazı durumlarda damarın daha fazla desteğe ihtiyacı olur ve bu nedenle de stent yerleştirilmesi gerekebilmektedir. Bu da damarın açık kalmasını sağlamak için stent takılması anlamına gelmektedir.

  1. İnferior Vena Kava (IVK) Filtresi Takılması

İIVK, kirli kanı vücudun alt yarısından kalbe taşıyan, karın içinde bulunan büyük toplardamardır. İVK filtreleri, inferior vena kavada yerleştirilmek üzere tasarlanmış metal cihazlardır. Akciğer embolisi, en sık olarak bacaklardan olmakla beraber, vücudun değişik yerlerinden gelen pıhtıların akciğerin ana damarını tıkamasıdır. İVK filtreleri, bacak damarlarında pıhtı saptandığı ya da akciğere emboli attığı durumlarda,  akciğerin ana damarını pıhtılardan korumak için kullanılmaktadır.

İşlem: Kasık ya da boyundaki toplardamarlardan girilerek, bir kateter yardımıyla karın içindeki İVK’ya ulaşılır ve anjiyografik kontrol altında uygun yere filtre yerleştirilir. Filtrenin çıkarılması gerektiğinde (belli bir süre sınırı mevcuttur), yine aynı şekilde İVK’ya ulaşılarak filtreler çıkarılabilir.

  1. Tomografi/Ultrason Eşliğinde Biyopsi

Görüntüleme kılavuzlu biyopsi, doğru bölgeye ulaşmak için ultrason, floroskopi, tomografi veya MR gibi görüntüleme tekniklerinden yararlanılarak vücuttaki değişik organ ve dokulardan örnek- parça alınması işlemidir. Alınan numune doku, mikroskop altında bir patolog tarafından incelenir ya da mikrobiyolojik ya da kimyasal olarak da analiz edilebilir.

İşlem: Biyopsi/aspirasyon işlemi sırasında, iğnenin hedefe doğru bir şekilde ilerletilmesini sağlamak amacıyla, lezyonun vücuttaki yerleşimine ve yapısına bağlı olarak, ultrason, tomografi, MRI veya floroskopi gibi görüntüleme tekniklerinden uygun olanı kullanılmaktadır. Biyopsi işlemlerinin birçoğu lokal anestezi altında, küçük bir cilt kesisi ile yapılmaktadır. Numune alınacak organ veya doku tipine (kemik, yumuşak doku, akciğer gibi) uygun bir iğne ile ciltten girilerek görüntüleme teknikleri ile biyopsi iğnesinin ucunun hedef doku içinde olduğundan emin olunduktan sonra numune alınmaktadır.

  1. Asit/Plevral Efüzyon Drenajı

Görüntüleme eşliğinde perkütan asit ve plevral efüzyon drenajı, görüntüleme kılavuzluğunda (ultrason/tomografi) yerleştirilen bir kateter ile (ince bir tüp), akciğer zarları arasındaki (plevral efüzyon) ya da karın içindeki (asit) sıvı birikiminin boşaltılarak tedavi edilmesidir.

İşlem: Drenaj işlemleri genellikle lokal anestezi ile yapılmaktadır. Görüntüleme kılavuzluğu olarak genellikle ultrason kullanılır. Uyuşturulan ciltte açılan küçük bir kesiden uygun iğne ile boşaltılacak sıvı birikiminin içine ulaşıldıktan ve görüntüleme teknikleri ile bu doğrulandıktan sonra kılavuz bir tel üzerinden drenaj kateteri planlanan noktaya yerleştirilmektedir. Bu sayede sıvı/hava birikimi kateterin ucuna bağlanan bir torbaya alınarak vücuttan temizlenmektedir.

  1. Embolizasyon

Embolizasyon, bir damar içinde kan akımını durdurma amaçlı damarı tıkama işlemidir. Damarı tıkamak için, hedef damar bölgesine anjiyografik tekniklerle ince kateterlerle ulaşılıp bu kateterlerin içinden, tıkatıcı parçacıklar, metal sarmallar, metal tıkaçlar ya da kanla temas ettiğinde katılaşarak tıkanmayı sağlayan sıvı tıkayıcı ilaçlar gibi değişik materyaller verilerek hedef bölgedeki kan akımı durdurulmaktadır. Embolizasyon işlemi, her türlü sebebe bağlı kanamaların, çok damarlanan tümörlerin, rahim myomlarının, varikoselin, doğuştan olan damar yumaklarının, vücudun değişik yerlerindeki damar baloncuklarının (anevrizmalar) tedavisi gibi çok değişik hastalıkların tedavi edilmesinde kullanılan bir tekniktir.

İşlem: Genellikle kasık damarından lokal anestezi ve sedasyon altında girilerek anjiyo kateterleri ile hedef damarlara ulaşılmakta ve altta yatan problem ve anatomik bölgeye uygun olacak şekilde seçilen bir embolizan materyalle tıkama işlemi yapılmaktadır.

  1. Genel Olarak Kanamaların Embolizasyonu: En sık olarak ateşli silah, kesici-delici alet yaralanmaları, travmaya bağlı, ameliyatlardan sonrası gelişen kanamalara embolizasyon uygulanmakla beraber her türlü kanama embolizasyona uygunluk açısından değerlendirilmelidir. Kanamalar hayatı tehdit eden acil durumlar olup ameliyata uygun olmayan hastalarda embolizasyon hayat kurtarıcı bir tedavidir.
  2. Hemoptizi Embolizasyonu: Hemoptizi, akciğerler veya hava yollarından gelen kan ve kanlı mukusun öksürük ile atılmasıdır. Yoğun hemoptizi, 24 saat veya daha kısa sürede 200-600 ml kan kusulması olarak tanımlanır. Hemoptizinin sebepleri arasında akciğerdeki enfeksiyonlar ve diğer hastalıklar bulunmaktadır. Hemoptizi embolizasyonu, akciğerlerin damarlarının (bronşiyal arterler veya pulmoner arterler gibi) anjiyografik olarak araştırılması ve saptanan kanayan damarların istemli olarak kapatıldığı girişimsel bir işlemdir.
  3. Doğum Sonrası Kanamaların Embolizasyonu: Doğum yapan kadınlarda, bebek doğduktan sonra rahimden çok fazla kan kaybı olması postpartum (doğum sonrası) hemoraji (kanama) olarak bilinir ve hayatı tehdit edici olabilir. Kanamanın durdurulamadığı durumlarda, ameliyatla rahimin alınması gerekebilir. Embolizasyon ile kanayan rahim damarları anjiyografik tekniklerle kapatılmaktadır. Bu sayede hastanın, histerektomi (rahmin alınması) ameliyatı olmasına gerek kalmayabilir ve rahim korunmuş olur.
  4. Pelvik Konjesyon Sendromunda Embolizasyon: Pelvik konjesyon sendromu, bacaklarda görülen varislere benzer şekilde, kasık içindeki, rahim ve yumurtalıkların çevresindeki toplardamarların genişlemesi ve variköz bir hal almasıdır. Bu hastalıkta, cinsel ilişki sırasında ve ayakta dururken daha da kötüleşebilen kronik kasık ağrısı ve yanması en önemli şikayeti oluşturur. Ayrıca, genital bölgede ve bacakların üst kesiminde varisler de görülebilir. Embolizasyon tedavisinde, genişleyen ve kanı geri kaçıran, kasık içindeki ve yumurtalıklardaki toplardamarlar kapatılmaktadır.
  5. Myomların Embolizasyonu: Rahim myomları, aşırı kanama, ağrı ve sık idrara çıkma gibi istenmeyen çok sayıda şikayete neden olmaktadır. Kesin tedavisi ameliyatla myomun alınması olmakla beraber, ameliyat sonrası tekrar myom gelişen, myomların çok sayıda olması nedeniyle rahmin alınması gereken ya da ameliyat olmak istemeyen hastalarda embolizasyon tedavisi, myomların neden olduğu şikayetleri büyük ölçüde giderebilen ve ameliyatsız çözüm sunan bir girişimsel işlemdir. Myomlar normal rahim dokusundan çok daha fazla damar içermektedirler. Embolizasyon ile rahmin ve daha çok olarak da fazla kanlanan myomların kanlanması kesilmekte ve bunun sonucu olarak da beslenemeyen myomlar küçülmektedir.
  6. Varikosel Embolizasyonu: Varikosel erkeklerde testislerin toplar damarlarının anormal şekilde genişlemesidir ve ağrı, kısırlık gibi şikayetlere neden olabilmektedir. Embolizasyon tedavisi ile testislerin toplardamarlarındaki anormal genişleme olan bölgeler anjiyografik tekniklerle damar içinden ameliyatsız kapatılmakta ve böylece varikoselin neden olduğu şikayetler giderilmektedir.
  7. Damar Yumaklarının (vasküler malformasyon) Embolizasyonu: Vasküler malformasyonlar, çoğunlukla doğuştan olan anormal damar yumaklarıdır. Nadiren travmalardan sonra da gelişebilmektedirler. Oluştukları damar tipine göre, atardamar yumakları (AVM), toplardamar yumakları ya da lenfatik damarlardan gelişen lenfanjiyom gibi değişik çeşitleri olabilir. Embolizasyon tedavisi ile vasküler malformasyonları oluşturan anormal damarlar, bu iş için geliştirilmiş tıkayıcı ajanlarla tıkanarak bunların mümkünse tamamen yok edilmesi, tamamen tıkamak mümkün olmuyorsa küçültülmesi ve böylece kontrol altına alınması hedeflenmektedir.
  8. Onkolojik Hastalıklarda Embolizasyon: Tümörlerin büyüyebilmesi için normal dokulara göre daha fazla kanlanmaları gerekmektedir. Tümörlerin embolizasyonu, uygun hastalarda, semptomlara neden olan kitlelere giden kan akımını anjiyografik tekniklerle azaltarak ya da keserek hastanın yaşadığı şikayetlerin azalmasını sağlayan girişimsel bir işlemdir. Embolizasyonda, kan damarlarını tıkamak için sıvı ajanlar, partiküller veya mikroküreler kullanılmaktadır. Damarların tıkanması da tümörün küçülmesine ve ölmesine neden olmaktadır. Karaciğer tümörlerinde, embolizasyonla beraber eş zamanlı olarak, kemoterapötik ilaçların da tümör içine verilmesi işlemine kemoembolizasyondenmektedir.
  9. Prostatik Arter Embolizasyonu: İyi huylu prostat bezi büyümesi, erkeklerde sık görülen bir hastalık olup idrar yapma güçlüğü başta olmak üzere bir dizi şikayete neden olmaktadır. Prostat bezini besleyen atardamarların tıkanması olarak tanımlanabilen prostatik arter embolizasyonu ile prostat bezinin kanlanması azaltılmakta, bu sayede prostat küçülerek neden olduğu şikayetler de azalmaktadır. Bu tedavi genellikle, herhangi bir nedenden dolayı prostat ameliyatına uygun olmayan hastalara uygulanmaktadır.

 

Bölüm Doktorları